Peygamberler TarihiDers 10

Hz. Eyyub — Sabrın Destanı

  • Ders
  • ≈ 7 dakika
  • 10 bölüm

Sabır deyince ilk akla gelen isim Hz. Eyyub'dur. Ama onun sabrı, sıradan bir katlanma değildi. Mal gitti, evlat gitti, sağlık gitti — her şey, tek tek elinden alındı. Kalan tek şey imanıydı. Ve o, o imana tutundu. Yıllarca. Şikâyet etmeden, isyan etmeden, bir an bile Allah'tan yüz çevirmeden.

Hz. Eyyub, İshak'ın torunu Ays'ın soyundan gelir. Annesi, Hz. Lût'un kızıydı. Yani peygamber soyundan bir peygamber. Yurdu, Şam bölgesindeki Beseniye'ydi. Ve Allah ona her şeyi bolca vermişti: yüzlerce sığır, binlerce koyun, her biri aileli köleleriyle birlikte geniş çiftlikler, on üç erkek evlat, huzurlu bir yuva.

1Nimetlerin İçindeki Adam

Hz. Eyyub, zenginliğini hiç kendine saklamayan bir insandı. Yetim görse bakar, dul bulsa giydirir, misafir gelmeden sofraya oturmaz, aç birini doyurmadan kendi karnını doyurmazdı. Serveti büyüktü ama kalbi daha büyüktü.

İşte bu adam, tarihte eşi görülmemiş bir imtihana çekilecekti. Neden? Çünkü Allah, en çok sevdiği kulları en ağır sınava tabi tutar. Bu, ceza değil — keramettir. Ama bunu ancak sınavın öteki ucundan bakınca görebilirsiniz.

2Her Şeyin Alınışı

İmtihan başladığında peş peşe geldi. Önce serveti yok oldu. Sonra üzerlerine ev yıkıldı ve bütün oğulları öldü. On üç evlat — bir anda.

Hz. Eyyub ne yaptı? "Onlar zaten Allah'a aitti. Bize emanet olarak vermişti. İster bırakır, ister geri alır" dedi. Ve Allah'a hamd etmeye devam etti.

Ardından hastalandı. Rivayetlere göre cüzzam veya çiçek hastalığına tutuldu. Dili şişti, ağzını doldurdu. Yemeği güçlükle ağzına götürüyordu. Barsakları çalışmaz oldu. Ayakları onu taşıyamaz hale geldi.

Bir zamanlar kapısına gelenlere sofra kuran adam, artık o kapılara avuç açıyordu. Ve onlar, bir lokma veriyor, bir de başına kakıyorlardı. Akrabaları yüz çevirdi. Dostları tanımaz oldu. Tanıdıkları, kendisini görmezden geldi.

En sonunda köy halkı onu köyün dışındaki çöplüğe sürdü. Bir gölgeliğin altında barınmaya başladı. Yanına, karısı Leyya'dan başka uğrayan kalmadı.

3Yetmiş Yıl Nimet, Yetmiş Yıl İmtihan

Leyya bir gün dayanamadı: "Sen duası makbul bir insansın. Allah'a dua etsen de şifa verse!"

Hz. Eyyub'un cevabı tarihe geçti: "Biz yetmiş yıl nimetler içinde yaşadık. Bırak da yetmiş yıl da imtihan içinde bulunalım."

Leyya ağladı, kaybettikleri servete, evlatlara, sağlığa ağladı. Hz. Eyyub sordu: "Onları bize kim ihsan etti?" — "Allah." — "Kaç yıl yararlandık?" — "Seksen yıl." — "Allah bizi bu imtihanla kaç yıldır sınıyor?" — "Yedi yıldır."

Hz. Eyyub dedi ki: "Yazıklar olsun sana! Geçim bolluğu ve rahatlık içinde bulunduğumuz gibi, Rabbimizin bizi uğrattığı bu imtihana da seksen yıl katlanmamız gerekmez mi?"

Bu, sabrın matematiği değil — sabrın felsefesiydi.

4En Ağır Darbe: Dostların Kınaması

Hz. Eyyub'un imtihanı on sekiz yıl sürdü. Bu sürede yakın, uzak herkes ayrıldı. Yalnızca iki din kardeşi sabah akşam uğrardı. Bir gün o ikisinden biri dedi: "Vallahi, Eyyub mutlaka büyük bir günah işlemiş olmalı. On sekiz yıldır imtihanda ve Allah ona acımıyor!"

Bir başka sefer üç kişi geldi, suçladılar: "İşleyip azabını çektiğin günahından dolayı Allah'a tövbe et! Sen öyle bir günah işlemişsin ki hiç kimse işlememiştir!"

Hz. Eyyub'a soruldu: "Sana en ağır gelen şey neydi?" Cevabı: "Düşmanların şamatasıdır!"

Hastalık, fakirlik, yalnızlık — bunların hepsine katlandı. Ama dostlarının onu suçlaması, günahkâr olduğunu ima etmesi, bunların hepsinden ağır geldi.

O anda genç bir adam konuştu. Yaşlılara döndü: "Siz, kimin hakkını eksilttiniz biliyor musunuz? Eyyub, Allah'ın peygamberidir! Allah, peygamberlerine, sıddîklere, şehidlere ve sâlihlere imtihan verir. Bu, onlara gazap ettiğini değil, onlara keramet ve hayır olarak verildiğini gösterir!"

Hz. Eyyub bu genci dinleyince dedi: "Hikmet ne yaştan, ne saç ağarmasından, ne uzun tecrübeden oluşur. Yüce Allah kulunu genç yaşında hikmet sahibi yaparsa, onun makamı hikmet sahipleri katında aşağı düşmez."

5Secde ve Şifa

En sonunda Hz. Eyyub, karısını da yanından uzaklaştırdı — çünkü Leyya, şeytanın bir teklifiyle gelmişti. Şeytan, bir adam kılığına girip "bana secde edin, kocana şifa vereyim" demişti. Leyya bunu aktarınca Hz. Eyyub öfkelendi ve onu kovdu.

Artık yanında ne yiyecek, ne içecek, ne de bir dost kaldı. O an secdeye kapandı: "Hakikat, bana bu dert gelip çattı. Sen, esirgeyicilerin esirgeyicisisin!"

Bu dua, Kur'ân-ı Kerim'e geçti (Enbiyâ Sûresi, 83. ayet). Ve Allah kabul etti.

"Ayağınla yere vur!" buyuruldu. Hz. Eyyub yere vurdu — yerden soğuk, berrak bir su fışkırdı. O suyla yıkandı; vücudundaki bütün hastalıklar silindi. Biraz yürüdü, tekrar vurdu — bir su daha fışkırdı. Bu kez içti; karnındaki bütün rahatsızlıklar gitti. Sapa sağlam ayağa kalktı. Gençliği ve güzelliği geri geldi. Üzerine kıymetli bir elbise giydirildi.

Ve Allah, ona ailesini ve malını geri verdi — bir mislini daha üstüne koyarak. Hz. Eyyub'dan sonra imtihana uğrayıp sabredecek herkes için bir mucize ve ibret olsun diye.

6"İşte Ben, O'yum!"

Leyya, kovulduktan sonra köye gitmişti ama vicdanı rahat değildi: "Ya açlıktan ölürse? Ya yırtıcı hayvanlar saldırırsa?" Döndü.

Ama çöplükteki gölgelikte kimseyi bulamadı. Telaşlandı, dönüp dolaştı. Ötede gıcır gıcır elbiseli, genç ve yakışıklı bir adam oturuyordu. Yanına gidip sordu: "Şuradaki hasta adamı gördünüz mü? O benim kocam, Allah'ın peygamberi…"

Hz. Eyyub yumuşak bir sesle sordu: "O senin neyin olur?"

Leyya baktı, baktı: "Vallahi, sıhhatli olduğu zamanlar sana çok benzerdi…"

Hz. Eyyub: "İşte ben, o'yum. Ben Eyyub'um. Allah bana bedenimi iade etti."

Leyya: "Benimle alay mı ediyorsun?"

Hz. Eyyub gülümsedi. O gülümsemeyi tanıdı — boynuna sarıldı.

7Altın Çekirgeler

Şifa bulduktan sonra bir gün Hz. Eyyub harman yerine gitti. Gökten kızıl bir bulut geldi ve o buluttan altından çekirgeler yağmaya başladı. Hz. Eyyub, harmanın dışına düşen çekirgeleri de toplamak için koşturuyordu.

Yanındaki melek sordu: "Harmanın içine girenler yetmedi mi? Dışarıdakileri de mi topluyorsun?"

Hz. Eyyub'un cevabı: "Bu çekirgeler Rabbimin bereketlerindendir. Ben ona doyar değilim!"

Peygamberimiz de bu olayı anlatır: Hz. Eyyub yıkanırken üzerine altın çekirgeler düşmüş, elbisesine doldurmuş. Allah "Ben seni zengin kılmadım mı?" diye sormuş. Hz. Eyyub: "Evet ya Rabbi, zengin kıldın! Fakat Senin fazlından müstağni olmak benim için mümkün değildir!" demiş.

8Leyya'ya Verilen Söz

Hz. Eyyub, hastalığı sırasında karısına "iyileşirsem sana yüz sopa vuracağım" diye yemin etmişti — çünkü Leyya, şeytanın teklifini aktarmıştı. Şimdi iyileşmişti ve yemin duruyordu.

Allah, hem yemini tutmasını hem de Leyya'ya zarar vermemesini sağlayan bir yol gösterdi: "Eline bir demet sap al da onunla vur. Yemininde durmamazlık etme!"

Yüz ince sapı bir demet yapıp bir kez dokundurdu — yemin yerine geldi, Leyya'ya bir acı bile isabet etmedi. Bu, İslam hukukunda "Eyyub ruhsatı" olarak bilinen bir esnekliktir: yeminin şekline değil, ruhuna sadık kalmak.

9Konuşalım

  1. Hz. Eyyub'un imtihanı on sekiz yıl sürdü. Ama ona en ağır gelen, hastalık ya da fakirlik değil, dostlarının suçlamasıydı. Zor zamanlarda etrafımızdaki insanların tavrı bizi nasıl etkiler? Bir imtihanda olan birine nasıl yaklaşmalıyız?

  2. "Yetmiş yıl nimet, yetmiş yıl imtihan" hesabı — bu bakış açısı günlük hayatımızda nasıl uygulanabilir? Şikâyet ettiğimiz şeyleri nimetlerle kıyaslama alışkanlığı kazanabilir miyiz?

  3. Genç adamın yaşlılara verdiği ders: "İmtihan, ceza değil keramettir." Bu bakış açısı, zorluklar karşısında insanın duruşunu nasıl değiştirir?

  4. Hz. Eyyub, şifa bulduktan sonra altın çekirgeleri toplarken "Senin fazlından doyar değilim" dedi. Allah'ın nimetlerinden "doymamak" ne demek? Bu bir hırs mı, yoksa şükür mü?

10Kısaca

  • Hz. Eyyub, serveti, evlatları ve sağlığı alınarak on sekiz yıl süren tarihin en ağır imtihanlarından birine tabi tutuldu.
  • Köy dışındaki çöplüğe sürüldü; karısından başka yanına uğrayan kalmadı.
  • "Yetmiş yıl nimet yedik, yetmiş yıl da imtihana katlanalım" diyerek sabrın zirvesini gösterdi.
  • Ona en ağır gelen, hastalık değil dostlarının "mutlaka günah işlemiş olmalı" diye suçlamasıydı.
  • Sonunda secdeye kapanıp dua etti; Allah yere vurmasını emretti, fışkıran su ile yıkandı ve anında şifa buldu.
  • Ailesi, serveti ve sağlığı misliyle geri verildi; sabrı kıyamete kadar örnek olarak kaldı.