Rüzgâr onun emrinde eserdi. Cinler onun için çalışırdı. Kuşların ve karıncaların dilini anlardı. Yeryüzünde hiç kimseye verilmeyen bir mülk ona verilmişti. Ama Hz. Süleyman'ı büyük yapan bunlar değildi. Onu büyük yapan, bütün bunların karşısında söylediği tek bir cümleydi: "Bu, Rabbimin lütfundandır."
Hz. Süleyman, Hz. Davud'un oğludur. Babasından hem peygamberliği hem hükümdarlığı devraldı.
1Babasının Yanında Bir Genç Hâkim
Süleyman daha gençken, babası Davud'un yanında bir davaya şahit oldu. Bir adamın koyunları gece başka bir adamın bağına girmiş, ekinleri yemişti. Davud, bağın zararı karşılığında koyunların bağ sahibine verilmesine hükmetti.
Genç Süleyman ise başka bir çözüm önerdi: Koyunlar geçici olarak bağ sahibine verilsin, o da sütünden ve yününden faydalansın. Koyun sahibi ise bağı eski hâline getirsin. Bağ düzelince herkes kendi malına geri dönsün.
Böylece kimse malını tamamen kaybetmeyecek, zarar da karşılanmış olacaktı. Kur'ân bunu şöyle anar: "Biz onu (doğru hükmü) Süleyman'a anlattık. Her birine hikmet ve ilim verdik." (Enbiyâ, 79)
Dikkat edin: Ayet, Davud'u küçültmüyor — "her birine hikmet ve ilim verdik" diyor. Baba, oğlunun daha iyi bir fikir sunmasına engel olmadı. Ve oğul, babasına saygısını kaybetmeden fikrini söyledi.
2Kimseye Verilmeyen Bir Mülk
Süleyman bir gün şöyle dua etti: "Rabbim, beni bağışla ve bana benden sonra kimseye nasip olmayacak bir mülk ver." (Sâd, 35)
Allah bu duayı kabul etti:
- Rüzgâr onun emriyle eserdi. Sabah gidişi bir aylık yol, akşam dönüşü bir aylık yoldu. (Sebe, 12)
- Cinler onun için binalar, havuz büyüklüğünde kazanlar, heykeller ve mihraplar yaparlardı.
- Kuşların dili ona öğretilmişti.
Süleyman bu nimetleri şöyle anlattı: "Ey insanlar! Bize kuş dili öğretildi ve bize her şeyden verildi. Şüphesiz bu apaçık bir lütuftur." (Neml, 16)
"Ben başardım" demedi. "Bize verildi" dedi.
3Bir Karıncanın Sesi
Bir gün Süleyman, insanlardan, cinlerden ve kuşlardan oluşan büyük ordusuyla yürüyordu. Bir vadiye geldiler. O vadide bir karınca, arkadaşlarına seslendi:
"Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin ki Süleyman ve askerleri farkına varmadan sizi ezmesin." (Neml, 18)
Bu küçük cümleye dikkat edin: Karınca, Süleyman'ı zalim olarak anmıyor. "Farkına varmadan" diyor. Yani Süleyman'ın ordusunun bilerek kimseye zarar vermeyeceğini biliyor.
Süleyman bu sözü duydu ve gülümsedi. Ama gülümsemesi bir şükre dönüştü:
"Rabbim! Bana ve anne babama verdiğin nimete şükretmemi ve razı olacağın salih amel işlememi bana ilham et. Rahmetinle beni salih kulların arasına kat." (Neml, 19)
Düşünelim: Yeryüzünün en güçlü hükümdarı, bir karıncanın sesini duymak için duruyor. Gerçek güç, en küçük canlıyı bile fark edebilmektir.
4Hüdhüd'ün Haberi
Süleyman bir gün kuşları denetliyordu. Hüdhüd yoktu. "Neden Hüdhüd'ü göremiyorum? Yoksa kayıplardan mı?" dedi. Hüdhüd geçerli bir mazeret getirmezse cezalandırılacaktı.
Çok geçmeden Hüdhüd geldi ve cesurca konuştu: "Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sana Sebe'den kesin bir haber getirdim." (Neml, 22)
Sebe ülkesini bir kadın yönetiyordu. Ona her şeyden verilmişti, büyük bir tahtı vardı. Ama o ve halkı Allah'ı bırakıp güneşe secde ediyorlardı.
Bir kuşun bir peygambere "senin bilmediğin bir şey" demesi ne kadar ilginç! Ve Süleyman bunu hakaret olarak almadı, dinledi ve araştırdı: "Doğru mu söylüyorsun, yoksa yalancılardan mısın, bakacağız."
5Sebe Melikesi ve Gelen Mektup
Süleyman, Hüdhüd ile Sebe melikesine bir mektup gönderdi. Mektup şöyle başlıyordu: "Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla. Bana karşı büyüklük taslamayın ve teslim olarak bana gelin." (Neml, 30-31)
Melike (rivayetlerde adı Belkıs olarak geçer) akıllı bir yöneticiydi. Hemen savaşa girmedi, danışma meclisini topladı. Sonra Süleyman'ı denemek için değerli hediyeler gönderdi.
Süleyman hediyeleri geri çevirdi: "Siz bana mal ile mi yardım ediyorsunuz? Allah'ın bana verdiği, size verdiğinden daha hayırlıdır." Süleyman'ın derdi dünya malı değil, onların iman etmesiydi.
6Göz Açıp Kapayıncaya Kadar
Melike, Süleyman'ı görmek için yola çıktı. Süleyman meclisine sordu: "Onlar gelmeden önce hanginiz bana onun tahtını getirir?"
Cinlerden güçlü biri: "Sen yerinden kalkmadan ben getiririm."
Ama Kitap'tan ilmi olan biri daha hızlıydı: "Ben onu sen gözünü açıp kapamadan önce getiririm." (Neml, 40) Ve taht, bir anda Süleyman'ın önündeydi.
Süleyman'ın o anki tepkisi bu kıssanın kalbidir:
"Bu, Rabbimin lütfundandır. Şükür mü edeceğim yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni denemek içindir. Kim şükrederse kendi iyiliği için şükreder. Kim nankörlük ederse, bilsin ki Rabbim hiçbir şeye muhtaç değildir, çok cömerttir." (Neml, 40)
Süleyman, nimeti bir ödül olarak değil, bir imtihan olarak gördü. Ne kadar çok şey verilirse, o kadar büyük bir sınav.
Melike geldi, Süleyman'ın sarayını, hikmetini ve tevazusunu gördü. Ve şöyle dedi: "Rabbim, ben kendime zulmetmişim. Süleyman ile birlikte âlemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum." (Neml, 44)
7Bir Asaya Dayanarak Gelen Ölüm
Süleyman'ın vefatı da hayatı gibi ibret doluydu. Cinler onun emriyle ağır işlerde çalışıyordu. Süleyman, asasına dayanmış hâlde onları izlerken ruhu kabzedildi. Ama bedeni asaya dayalı olarak ayakta kaldı.
Cinler onun hâlâ hayatta olduğunu sanıp çalışmaya devam ettiler. Ta ki bir kurtçuk asayı kemirip Süleyman'ın bedeni yere düşene kadar.
"Ona ölümü takdir ettiğimizde, onun öldüğünü cinlere ancak asasını kemiren bir kurtçuk gösterdi. Yere yıkılınca cinler anladı ki, eğer gaybı bilselerdi, o alçaltıcı azap içinde kalmazlardı." (Sebe, 14)
Bu, insanların cinlerin gaybı bildiğine dair yanlış inancını da yıkmış oldu. Cinler, gözlerinin önündeki bir ölümü bile fark edememişti.
8Süleyman Kıssasının Dersleri
Nimet bir imtihandır. Süleyman'a dünyanın en büyük mülkü verildi ve o bunu "beni denemek için" diye gördü. Bizim elimizdeki her şey de — yeteneğimiz, ailemiz, imkânlarımız — bir şükür sınavıdır.
Güç, küçüğü fark etmektir. Bir karıncanın sesini duyan hükümdar, gücün gerçek anlamını gösterdi.
Bilgi her yerden gelebilir. Süleyman, bir kuştan haber almayı küçüklük saymadı. Doğru bilgiyi kim getirirse getirsin, dinlenmeye değerdir.
İstişare akıllılıktır. Sebe melikesi de hemen savaşa girmeyip danıştı; Süleyman da meclisine sordu. İyi yöneticiler yalnız karar vermez.
9Konuşalım
-
Süleyman bütün nimetlerini "Rabbimin lütfu" olarak gördü ve hatta bunları bir imtihan saydı. Senin sahip olduğun yeteneklerden veya imkânlardan hangisi senin için bir "şükür imtihanı" olabilir?
-
Karınca, "Süleyman farkına varmadan bizi ezmesin" dedi. Güçlü olanların, farkında olmadan da olsa zayıflara zarar verebileceği durumlar neler? Okulda, sosyal medyada, ailede?
-
Hüdhüd bir peygambere "Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim" dedi. Kendinden daha küçük ya da daha az tecrübeli birinden bir şey öğrendiğin oldu mu? Bunu kabul etmek kolay mıydı?
-
Genç Süleyman babasının hükmüne farklı bir çözüm önerdi ve Kur'ân ikisini de övdü. Büyüklerimize saygıyı koruyarak farklı bir fikri nasıl dile getirebiliriz?
10Kısaca
- Hz. Süleyman, Hz. Davud'un oğludur; babasından peygamberlik ve hükümdarlık devraldı.
- Gençken babasının yanında, bağ ve koyun davasında herkesin hakkını koruyan hikmetli bir çözüm önerdi.
- Allah ona rüzgârı, cinleri ve kuş dilini emrine vererek benzersiz bir mülk lütfetti.
- Karıncaların vadisinde bir karıncanın sözünü duyunca şükür duası etti.
- Hüdhüd'ün getirdiği haberle Sebe melikesine tevhid daveti gönderdi; melike sonunda Allah'a teslim oldu.
- Tahtın göz açıp kapayıncaya kadar getirilmesini "Rabbimin lütfu, beni denemek için" diyerek karşıladı.
- Asasına dayanırken vefat etti; ölümünü cinlere ancak asayı kemiren bir kurtçuk gösterdi.
- Kıssanın dersi: Her nimet bir şükür imtihanıdır ve gerçek güç, tevazu ile birlikte olandır.